Yargıtay’a Göre Ankesörlü/Sabit Hat Delili Neden Kabul Ediliyor? En Güncel Yargıtay Standardı Nedir?
Yargıtay, ankesörlü ve sabit hat kayıtlarını baştan reddetmemekte; bu verilerin ancak somut teknik analiz, çapraz doğrulama ve duruşmada açık tartışma ile hükme esas alınabileceğini kabul etmektedir. Delilin kabul gerekçesi özellikle Yargıtay 16. CD., E. 2019/9296, K. 2019/8316 sayılı kararda; güncel uygulama standardı ise en yeni karar olan Yargıtay 3. CD., E. 2022/20723, K. 2025/19575 sayılı kararda açık biçimde görülmektedir.
Yargıtay’a Göre Ankesörlü/Sabit Hat Delili Neden Kabul Ediliyor? En Güncel Yargıtay Standardı Nedir?
FETÖ/PDY’nin askeri mahrem yapılanmasına ilişkin ceza dosyalarında en çok tartışılan başlıklardan biri, ankesörlü veya sabit hat kayıtlarının delil değeri meselesidir. Uygulamada bir yandan bu kayıtların tek başına mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı sorgulanmakta, diğer yandan da baştan hukuka aykırı sayılıp sayılamayacağı ileri sürülmektedir. Ancak Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde, bu konuda oldukça belirgin bir yaklaşımın oluştuğu görülmektedir: Yargıtay, ankesörlü ve sabit hat verilerini kategorik biçimde reddetmemekte; buna karşılık, bu verilerin ancak sıkı teknik inceleme ve güçlü usul güvenceleriyle desteklenmesi halinde hükme esas alınabileceğini kabul etmektedir. Delilin neden kabul edildiğine ilişkin çerçeve özellikle Yargıtay 16. CD., E. 2019/9296, K. 2019/8316 sayılı kararda; güncel uygulama standardı ise en yeni karar olan Yargıtay 3. CD., E. 2022/20723, K. 2025/19575 sayılı kararda açık biçimde ortaya konulmaktadır.
Ankesörlü ve sabit hat kayıtları Yargıtay’a göre neden delil olarak kabul ediliyor?
Yargıtay’ın bu delili kabul etmesinin temel nedeni, örgütün askeri mahrem yapılanmasına ilişkin tespitlerdir. Yargıtay 16. CD., E. 2019/9296, K. 2019/8316 sayılı kararda, FETÖ/PDY’nin askeri mahrem yapısının yüksek gizlilik esasına dayandığı, hücresel örgütlenme modeliyle çalıştığı, sivil imamlar aracılığıyla temas kurduğu ve deşifre olmamak için özel iletişim yöntemleri kullandığı ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır. Yargıtay’a göre bu tür bir yapılanmada, kamuya açık büfe, market, lokanta, kırtasiye gibi yerlerde bulunan ücretli sabit veya ankesörlü hatların kullanılması, örgütün gizlilik anlayışıyla uyumlu bir haberleşme yöntemi olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle sabit veya ankesörlü hatlardan yapılan aramalar, rastlantısal ve sıradan bir iletişim olarak değil, örgütsel temasın kurulmasına elverişli bir araç olarak kabul edilmektedir.
Yargıtay’ın kabul gerekçesinin ikinci ayağı, incelenen verinin niteliğidir. Aynı kararda, soruşturma makamlarının iletişimin içeriğini değil, esasen dış trafik verilerini yani arama kayıtlarını, zaman bilgisini ve bağlantı hareketlerini değerlendirdiği ortaya konulmaktadır. Kararda, CMK m. 160/1 kapsamında yapılan araştırmalar sonrasında, kamuya açık yerlerdeki sabit ve ankesörlü hatların özel bir örgütsel iletişim yöntemi olarak kullanıldığının belirlenmesi üzerine CMK m. 135/6 çerçevesinde iletişimin tespiti tedbirine başvurulduğu, HTS kayıtlarının incelendiği ve üçüncü kişilere ait verilerin ayrıştırılması suretiyle sonuca gidildiği belirtilmektedir. Yargıtay, bu yöntemde hukuka aykırılık görmemekte; aksine, kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele bakımından elde edilen yararın, müdahale edilen menfaate göre üstün olduğuna işaret etmektedir.
Ancak Yargıtay’ın delili kabul etmesindeki asıl önemli nokta, tek bir arama kaydının varlığı değildir. Yargıtay 16. CD., E. 2019/9296, K. 2019/8316 sayılı karar, sabit veya ankesörlü hat delilini “ham HTS kaydı” olarak değil, örgütsel örüntü içinde anlam kazanan teknik veri olarak değerlendirmektedir. Karara göre önemli olan, bu aramaların ardışık veya periyodik biçimde gerçekleşmesi, kısa süreli ve tedbirli olması, belirli rütbe ve kuvvet gruplarıyla eşleşmesi, örgütün mahrem haberleşme düzeniyle uyum göstermesi ve somut teknik verilerle açıklanabilir hale gelmesidir. Başka bir ifadeyle Yargıtay, “aranmış olmak” olgusunu tek başına yeterli görmemekte; fakat bu aramanın örgütsel karakter taşıyan bir iletişim düzeninin parçası olduğunu ortaya koyan verileri delil değeri bakımından esas almaktadır.
Dolayısıyla Yargıtay’ın delili kabul etme gerekçesi özetle şudur: Ankesörlü veya sabit hat kayıtları, örgütün mahrem yapılanmasının gizlilik esaslı iletişim modeliyle uyumlu olabilir; bu kayıtlar usulüne uygun şekilde elde edilmiş dış trafik verileri niteliği taşıyabilir; fakat bunların gerçekten örgütsel irtibatı gösteren hukuka uygun deliller olarak kabul edilmesi için mutlaka teknik ve kişiselleştirilmiş bir analizle desteklenmesi gerekir. Nitekim Yargıtay aynı kararda, bir asker kişinin kamuya açık ve birbirinden bağımsız işletmelerde bulunan ücretli sabit veya ankesörlü hatlardan mahrem imam tarafından arandığının, “her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle” ortaya konulması ve mahkemenin de bu konuda tam bir vicdani kanaate ulaşması halinde bunun örgüt bağlantısını gösteren hukuka uygun delil olacağını açıkça ifade etmektedir.
Yargıtay’ın en güncel ankesör standardı nedir?
En güncel Yargıtay yaklaşımını gösteren karar, Yargıtay 3. CD., E. 2022/20723, K. 2025/19575 sayılı karardır. Bu karar, artık Yargıtay’ın ankesörlü ve sabit hat deliline nasıl yaklaştığını, hangi incelemeleri zorunlu gördüğünü ve hangi eksiklikleri bozma sebebi saydığını açık biçimde göstermektedir. Kararın ortaya koyduğu standart, yalnızca delilin teknik niteliğine değil, aynı zamanda savunma hakkı ve çelişmeli yargılama ilkelerine de dayanan sıkı bir inceleme modelidir.
Bu güncel standardın ilk unsuru, kişiselleştirilmiş teknik analiz zorunluluğudur. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, arama kayıtlarının salt tablo halinde dosyaya konulmasını yeterli görmemektedir. Kararda açıkça; arama sayısının, aramaların ardışık veya periyodik olup olmadığının, aramaların gerçekleştiği saatlerin, konuşma sürelerinin, kişinin farklı ankesörlü telefonlardan aranıp aranmadığının, ardışık aramaya dahil olan kişilerin aynı kuvvete ve aynı rütbeye mensup olup olmadıklarının, ayrıca aramaları gizlemek için herhangi bir şifreleme yöntemi kullanılıp kullanılmadığının bilirkişi incelemesiyle ortaya konulması istenmektedir. Bu yaklaşım, Yargıtay’ın artık sadece “kayıt var mı?” sorusunu değil, “bu kayıt örgütsel örüntü gösteriyor mu?” sorusunu esas aldığını göstermektedir.
İkinci unsur, tekil veriyle yetinilmeyip daha geniş araştırma yapılmasıdır. Güncel kararda, kişinin görev yaptığı yerler itibarıyla hakkında ankesör veya sabit hatlardan periyodik ya da ardışık arama kayıtlarının bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa buna ilişkin bilgi ve belgelerin dosyaya getirtilmesi gerektiği belirtilmektedir. Böylece Yargıtay, tek bir arama setinden hareketle hüküm kurulmasını değil; kişinin görev geçmişi, irtibat alanı ve diğer veri kümeleriyle birlikte değerlendirme yapılmasını istemektedir.
Üçüncü unsur, ardışık arandığı tespit edilen diğer kişiler yönünden çapraz doğrulama yapılmasıdır. Yargıtay, aynı arama dizisine dahil olduğu belirlenen diğer şahıslar hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunup bulunmadığının araştırılmasını, varsa tüm aşama ifadelerinin dosyaya getirtilmesini ve gerekirse bu kişilerin tanık olarak dinlenmesini istemektedir. Bu son derece önemlidir. Çünkü Yargıtay’a göre ankesör delili, yalnızca sanıkla sınırlı bir teknik veri olarak değil; aynı iletişim kümesinin diğer unsurlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken bir bağlantı delilidir.
Dördüncü unsur, HTS ve baz sinyal kayıtlarının birlikte değerlendirilmesidir. Güncel kararda, arama tarihlerini kapsayacak biçimde HTS ve baz sinyal kayıtlarının getirtilmesi, sanık ile ardışık aranan diğer kişiler arasında görüşme veya bir araya gelme durumlarının incelenmesi, gerekli görülürse bu konuda ayrıca bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu, Yargıtay’ın yalnızca çağrı listesini değil, o çağrının mekânsal ve zamansal bağlamını da görmek istediğini ortaya koymaktadır.
Beşinci unsur, başka dosya, beyan ve tanık anlatımlarıyla destekleme yükümlülüğüdür. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında sanıkla ilgili herhangi bir beyan bulunup bulunmadığının araştırılmasını, varsa bunların dosyaya kazandırılmasını ve gerektiğinde ilgili kişilerin tanık olarak dinlenmesini istemektedir. Böylece teknik veri ile beyan delilleri arasında bir bağ kurulmakta, kayıtların dosyadaki diğer unsurlarla uyumlu olup olmadığı kontrol edilmektedir.
Altıncı ve en kritik unsur ise CMK m. 217 çerçevesinde açık duruşma tartışmasıdır. Yargıtay’ın en güncel standardına göre, toplanan tüm delillerin sanık ve müdafi huzurunda duruşmada okunması, tartışılması ve savunmanın bunlara karşı diyeceklerinin alınması zorunludur. Başka bir deyişle Yargıtay, yalnızca güçlü teknik veri toplanmasını değil, bu verinin çelişmeli yargılama süzgecinden geçirilmesini de şart koşmaktadır. Duruşmada tartışılmayan, savunmanın bilgisine sunulmayan veya sınanmasına imkân tanınmayan verilerle hüküm kurulması, eksik inceleme ve bozma sebebi olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç
Bugün itibarıyla Yargıtay’ın yaklaşımı açık bir dengeye dayanmaktadır. Ankesörlü ve sabit hat kayıtları baştan reddedilen deliller değildir. Yargıtay, örgütün mahrem yapılanmasının gizlilik esaslı iletişim sistemi içinde bu tür hatların kullanılmasını mümkün ve hatta örgütsel yöntemle uyumlu görmektedir. Ancak aynı Yargıtay, bu kayıtların yalnızca var olmasını yeterli kabul etmemekte; bunların ayrıntılı teknik analizle kişiselleştirilmesini, başka kişiler ve dosyalarla çapraz doğrulanmasını, HTS ve baz sinyal verileriyle desteklenmesini ve tüm bu delillerin duruşmada açık biçimde tartışılmasını şart koşmaktadır. Bu nedenle Yargıtay’ın güncel ankesör standardı, ne “ankesör kaydı tek başına yeterlidir” anlayışıdır ne de “ankesör kaydı hiçbir şekilde delil olamaz” yaklaşımıdır. Güncel standart, sıkı teknik inceleme ve sıkı usul denetimi sonrasında delil kabulü standardıdır. Bu yaklaşımın en güncel ve en açık örneği de Yargıtay 3. CD., E. 2022/20723, K. 2025/19575 sayılı kararda görülmektedir.

info@aydinlegal.av.tr
+90 312 478 00 00
Oran Mah. Kudüs Cad. No:6/1 İç Kapı No:15 One Tower Business Club Çankaya/ANKARA


