Veri Analiz Raporu'ndaki Kodlama Bilgisi Polis Amirlerinin Rütbe Terfisine Engel Midir?

Polis amirlerinin rütbe terfi süreçlerinde son yılların en çok tartışılan konularından biri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun gizli tanık "Garson"dan elde edilen veriler doğrultusunda hazırlanan güncel Veri Analiz Raporunda yer alan kodlama bilgilerinin terfi değerlendirmelerinde dikkate alınıp alınamayacağıdır.

Uygulamada özellikle İLGİ, ALAN İÇİ, SERHAT veya ÜMİT alanlarına ilişkin DİL3, EA, SAY, SCD ve benzeri kodlamaların bulunması halinde Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Değerlendirme Kurulu tarafından uzun yıllardır "Terfi Etmez" kararları verildiği görülmektedir. Ancak bu uygulamanın hukuka aykırılığı konusunda idari yargıda halen tam anlamıyla bir içtihat birliği oluşmuş değildir.

Veri Analiz Raporu Nedir, Kodlama Bilgisi Nereden Gelmektedir?

Tartışmanın hukuki boyutuna geçmeden önce, üzerinde bunca yargısal ihtilaf bulunan "Veri Analiz Raporu"nun (VAR) ne olduğunu ve "kodlama bilgisi"nin kaynağını açıklığa kavuşturmak isabetli olacaktır. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu kayıtlar bir adli veya idari makamın kendi tespitleri değildir; bizzat FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, kendi yapılanması içinde örgüt üyesi olan veya emniyet personeline ilişkin tuttuğu kendi fişleme/kodlama kayıtlarıdır. Adli makamlar ve kolluk, sürecin ilerleyen aşamalarında bu kayıtları ele geçirip çözümleyen taraf konumundadır.

Sürecin başlangıcı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 18/04/2017 tarihli ve 2017/68532 sayılı soruşturmasına dayanmaktadır. Bu soruşturma kapsamında, sonradan "Garson" kod adıyla anılacak gizli tanıktan iki adet mikro SD kart ile bir cep telefonundan oluşan dijital materyaller teslim alınmış; Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/2920 Değişik İş sayılı kararına istinaden bu materyaller üzerinde 5271 sayılı CMK'nın 127. ve 134. maddeleri uyarınca inceleme yapılmasına karar verilmiştir.

Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca yürütülen inceleme sürecinde, şifresi çözülebilen kısıtlı sayıdaki dosya önce KOM Daire Başkanlığına teslim edilmiş; şifre çözme çalışmaları ilerledikçe yeni alanlar da çözümlenmiştir. Bu ilk aşamada elde edilen veriler doğrultusunda EGM personeline ilişkin, VAR'dan önce gelen "Veri İnceleme Raporu" adlı ilk rapor formatı hazırlanarak ilgili birimlere gönderilmeye başlanmıştır. Zaman içinde, daha önce şifresi çözülemeyen diğer alanların da çözümü tamamlanmış ve bu yeni çözümlemeler doğrultusunda ek kodlama/fişleme listeleri ortaya çıkmıştır. Bu çalışmalar sonucunda toplam 232 farklı Excel dosyasının EGM personeline ve üçüncü kişilere ilişkin kodlama/fişleme verisi içerdiği değerlendirilmiştir.

Bu veriler özelinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2023/277760 sayılı soruşturması kapsamında gizli tanık Garson (K)'un beyanına yeniden başvurulmuş; tanık, EGM personelinin örgüt tarafından ALAN DIŞI, İLGİ, ALAN İÇİ, ÜMİT ve SERHAT olmak üzere beş ana kategoriye ayrıldığını ve bu kategoriler altında harf/rakam kombinasyonlarından oluşan alt kodlamaların (DİL1-DİL2-DİL3, EA, SAY, SCD vb.) kullanıldığını ayrıntılı biçimde anlatmıştır. Bu beyanlar doğrultusunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla "Veri Analiz Raporu" adı verilen standart bir rapor formatı oluşturulmuş; orijinal veride yer alan bilgilerin -adli bilişim standartlarına uygun ve veri bütünlüğü korunarak- "kişi bazlı" biçimde raporlanabilmesini sağlayan dijital bir uygulama geliştirilerek 81 il KOM birimlerinin kullanımına intranet (yerel ağ) üzerinden açılmıştır.

Bu noktada altı çizilmesi gereken bir husus, bu kayıtların mutlak ve her koşulda doğru kabul edilebilecek nitelikte olmadığıdır. Kodlama/fişleme verileri, sonuçta bizzat örgütün kendi iç yazışma ve şifreleme yöntemleriyle -adli veya idari bir denetimden geçmeksizin- oluşturduğu kayıtlar olup, güvenilirlik bakımından sınırlı bir değere sahiptir. Nitekim Danıştay 5. Dairesinin pek çok kararında, kişinin "C" veya "SC" gibi bir üst kategoriyle kodlandığı ancak bu kodun iltisak/irtibatı gösteren alt kodlardan (CA, CB, CC gibi) mı, yoksa göstermeyen alt kodlardan (CD, CE, DA, DP gibi) mı kaynaklandığının tespit edilemediği hâllerde, bu şekilde eksik ya da belirsiz kalan bir kodlamanın başka bilgi, belge veya tespitle desteklenmedikçe tek başına iltisak ve irtibatı ortaya koymaya yeterli olmayacağı, Dairenin bir kısım üyelerince ısrarla vurgulanmaktadır (örn. E.2024/304, K.2024/3587; E.2024/9144, K.2024/12318; E.2024/10747, K.2024/19998; E.2025/4035, K.2025/5930 sayılı kararlardaki karşı oy gerekçeleri). Uygulamada karşılaşılan kodlama bilgilerinin önemli bir kısmı da tam olarak bu sorunu taşımaktadır: aynı kişi hakkında farklı tarihli raporlarda birbiriyle çelişen, örgütün kendi kodlama sistematiğine aykırı düşen ya da hangi alt kategoriye karşılık geldiği belirlenemeyen kodlamalarla sıklıkla karşılaşılmaktadır.

Nitekim Anayasa Mahkemesi de aynı kodlama sistemini konu alan çok yakın tarihli iki Genel Kurul kararında bu güvenilirlik sorununu doğrudan ele almıştır. M.E.O. ([GK], B. No: 2023/47320, 2/4/2026) ve D.D. ([GK], B. No: 2023/1011, 2/4/2026) kararlarında Mahkeme, veri inceleme/analiz raporlarındaki kodlama bilgisinin iltisak ve irtibat hususunda idari makamlarca duyulan bir şüpheyi ortaya çıkardığını, ancak bu şüphenin tutarlı ve doğru olduğunun ayrıca teyit edilmesi gerektiğini; kodlama bilgisi başkaca bir delille (tanık beyanı, somut olgu veya belge gibi) desteklenmediği sürece -soruşturmaya konu edilmiş olsa dahi- tek başına yeterli bir dayanak sayılamayacağını vurgulamıştır (aynı kararlarda bkz. §§ 139-141). Nitekim Mahkeme, yalnızca kodlama bilgisine dayanılıp başkaca hiçbir delil ortaya konulmayan M.E.O. başvurusunda özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine, buna karşılık aynı nitelikteki kodlama bilgisinin tanık beyanlarıyla birlikte değerlendirildiği D.D. başvurusunda ise ihlal bulunmadığına karar vermiştir. Bu içtihat, kodlama bilgisinin -tek başına değil- ancak başkaca bilgi, belge veya beyanla desteklendiği ölçüde hukuki bir sonuca temel oluşturabileceği yönündeki yukarıdaki değerlendirmeyi en yüksek yargısal makam nezdinde de doğrulamaktadır.

Bu teknik süreç, hukuki değerlendirme bakımından üç noktayı netleştirmektedir. Birincisi, Veri Analiz Raporu'nun kaynağı bağımsız bir yargısal veya idari tespit değil, bizzat terör örgütünün kendi iç kayıtlarıdır; adli makamlar ve kolluk burada bu kayıtları çözümleyip sistematik hâle getiren, arşivleyen konumdadır. İkincisi, VAR -tasarlandığı amaç ve verildiği talimatlar itibarıyla dahi- doğrudan bir hüküm ya da nihai bir tespit değil, soruşturma ve kovuşturmalarda kullanılmak üzere hazırlanmış bir istihbari/adli bilişim ürünüdür. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, bu verinin kaynağının güvenilirliği kendi içinde tartışmalıdır; tutarsız, çelişkili veya sistematiğe aykırı bir kodlamanın tek başına idari işleme dayanak yapılması, güvenilirliği sorgulanabilir bir istihbari veriyi hukuki bir sonuca dönüştürmek anlamına gelir. Kodlama bilgisi, kişi hakkında bir yargı ya da idari makamın vardığı sonucu değil, örgütün kendi sınıflandırma sistemine göre o kişiyi nereye yerleştirdiğini gösteren ham veriyi ifade etmektedir; bu verinin hukuki bir sonuç doğurabilmesi için, yazının ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere, ayrıca bir soruşturma veya kovuşturmaya konu edilmesi gerekmektedir. Kanaatimizce bunun da ötesinde, ek bir şart olarak, kodlama bilgisinin başkaca bilgi, belge veya tanık beyanıyla desteklenmesi ve kodlamaların kendi içinde sistemli ve tutarlı olması aranmalıdır; zira başkaca hiçbir bilgi veya belgeyle desteklenmeyen, kendi içinde çelişkili ya da örgütün kendi kodlama sistematiğine aykırı düşen bir kodlamanın, tek başına -soruşturmaya konu edilmiş olsa dahi- güvenilir bir dayanak teşkil ettiği söylenemez.

Terfi Kriterlerinin Mevzuattaki Sınırlı Çerçevesi

Tartışmanın hareket noktası, aslında yargı kararlarından önce doğrudan mevzuatın kendisidir. 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 55. maddesi, polis amirlerinin rütbe terfiinin liyakate göre yapılacağını öngörmekte; Komiser Yardımcısı, Komiser ve Başkomiserler için Merkez Değerlendirme Kurulunu, Emniyet Amiri ile Dördüncü ve Üçüncü Sınıf Emniyet Müdürleri için ise Yüksek Değerlendirme Kurulunu bu liyakat değerlendirmesini yapmakla görevlendirmektedir.

Bu değerlendirmenin somut kriterleri ise 3201 sayılı Kanun'a dayanılarak çıkarılan Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik'in 20. maddesinde sayma yoluyla belirlenmiştir. Anılan maddeye göre Kurullar terfi kararını verirken yalnızca;

  • Bulunduğu rütbedeki performans değerlendirme, başarı ve üstün başarı belgesi bilgilerini,

  • Mesleki bilgi, beceri ve davranışları ile geçmiş hizmetleri,

  • Bulunduğu rütbede kesinleşmiş adli mahkûmiyetleri,

  • Bulunduğu rütbede verilmiş disiplin cezalarını,

  • Hakkında devam etmekte olan soruşturma ve kovuşturma bilgilerini ve

  • Bu Yönetmelikte belirtilen Dördüncü Sınıf Emniyet Müdürü rütbesine terfi için yapılan sınavlar sonucunda elde ettiği başarı durumları

dikkate alabilir. Bu sayma sınırlı (tahdidi) niteliktedir; "istihbari bilgi", "kodlama" veya "Veri Analiz Raporu" ibarelerine Yönetmelik'in hiçbir yerinde yer verilmemiştir. Üstelik Yönetmelik'in 20/4. fıkrası, soruşturma temelli olumsuz değerlendirmeyi dahi "devam etmekte olan" bir soruşturma ve kovuşturmanın varlığı şartına bağlamış; hatta mağduriyet amaçlı yapıldığı kanaatine varılan soruşturmaların dikkate alınmayacağını, buna karşılık liyakatli bulunan ancak soruşturma sonucu beklenen personel hakkında "Soruşturma Sonucuna Göre Terfi Eder" kararı verilebileceğini özel olarak düzenlemiştir. Başka bir ifadeyle, kanun koyucunun ve düzenleyici idarenin kendisi dahi, bir isnadın terfi değerlendirmesine olumsuz yansıyabilmesi için asgari olarak açılmış ve devam eden bir soruşturma/kovuşturma sürecinin varlığını aramaktadır. Hiçbir zaman soruşturmaya dönüşmemiş, yalnızca istihbari nitelikte kalan bir kodlama bilgisinin bu çerçevenin dışında kaldığı, mevzuatın lafzından açıkça anlaşılmaktadır. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 15. İdari Dava Dairesi kararının "mevzuatta sayılan liyakat kriterleri arasında yer almadığı" tespiti de aslında bu düzenlemeye işaret etmektedir.

Yargı Kararlarında Uygulama Birliği Bulunmuyor

Bu işlemlere karşı açılan davalarda hem idare mahkemeleri hem de Bölge İdare Mahkemeleri arasında farklı kararlar verilmektedir.

Bilindiği üzere geçmişte polis amirlerinin rütbe terfisine ilişkin uyuşmazlıklar temyiz incelemesine tabi değildi. Bunun sebebi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin (6) numaralı fıkrasında yer alan ve Bölge İdare Mahkemelerinin, Kanun'un 46. maddesinde tek tek sayılan (düzenleyici işlemler, belirli parasal sınırı aşan davalar, meslekten çıkarma, ihalelere ilişkin davalar vb.) dava grupları dışında kalan uyuşmazlıklarda verdiği kararların kesin olduğunu öngören genel kuraldı; rütbe terfi davaları bu sayılan istisnalar arasında yer almadığından, Bölge İdare Mahkemelerinin istinaf başvurusunu kabul ederek işin esası hakkında verdiği yeni karar da dahil olmak üzere tüm kararlar kesin nitelikteydi.

Bu genel kural, Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin bir aylıktan kesme cezası davasında yaptığı itiraz başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesinin önüne gelmiştir. Anayasa Mahkemesi 27/3/2025 tarihli ve E.2024/189, K.2025/83 sayılı kararıyla (R.G. 26/6/2025-32938), 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesini, "istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali" yönünden Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. Mahkemeye göre, 46. madde kapsamı dışında kalan uyuşmazlıkların tamamı bakımından Bölge İdare Mahkemesi kararlarının kesin sayılması; Bölge İdare Mahkemesinin İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırıp işin esası hakkında ilk elden yeni bir karar verdiği hallerde bu yeni karara karşı hiçbir denetim imkânı tanımadığından, hükmün denetlenmesini talep etme hakkına (Any. m. 36) ölçüsüz bir sınırlama getirmekteydi; oysa aynı amaca (Danıştayın iş yükünün azaltılması, usul ekonomisi) daha hafif bir müdahaleyle, örneğin önemine göre ayrım yapılarak ulaşılması mümkündü.

Bu iptal kararı tek başına, yalnızca "istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali"ne ilişkin dar bir boşluk doğurmuş; Kanun Koyucunun bu boşluğu doldurması gerekmiştir. Bu ihtiyaç, 16/7/2026 tarihli ve 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 5. ve 6. maddeleriyle karşılanmış; 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesine eklenen yeni (2) numaralı fıkrayla, 46. madde kapsamında sayılmayan davalarda dahi, Bölge İdare Mahkemesinin istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararların -tek hâkimli davalar, çiftçi malları ve taşınmaz zilyetliğinin korunmasına ilişkin davalar, yabancılar ve uluslararası koruma davaları ile düşük meblağ farkına ilişkin kararlar gibi sınırlı istisnalar hariç olmak üzere- Danıştayda temyiz edilebileceği hükme bağlanmıştır. Personel mevzuatından kaynaklanan rütbe terfii uyuşmazlıkları bu istisnalar arasında sayılmadığından, Bölge İdare Mahkemesinin kaldırma üzerine verdiği yeni kararlar artık genel olarak temyize açıktır.

Sonuç olarak temyiz yolunun açılması tek bir kararın değil, iki aşamalı bir sürecin ürünüdür: Anayasa Mahkemesinin Mart 2025 tarihli iptal kararı kuralın "kesinlik" boyutunu anayasal denetime tabi tutmuş, 7589 sayılı Kanun ise (Temmuz 2026) bu iptalin bıraktığı boşluğu doldurarak temyiz yolunu kapsamlı biçimde işler hale getirmiştir. Bu süreç oldukça yeni olduğundan, yazının kaleme alındığı tarih itibarıyla Danıştay tarafından konuya ilişkin emsal niteliğinde bir karar henüz verilmemiştir. Aynı şekilde Bölge İdare Mahkemeleri arasındaki aykırılıkların giderilmesine ilişkin bir kararı da bulunmamaktadır. Dolayısıyla bugün itibarıyla uygulamada kesinleşmiş bir yargısal birlikten söz etmek mümkün değildir; ancak önümüzdeki dönemde Danıştayın önüne gelecek temyiz başvuruları üzerinden bu alanda ilk defa üst derece içtihadının oluşması beklenmektedir.

Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nin Yaklaşımı

Kanaatimizce bu konuda en dikkat çekici içtihatlardan biri Ankara Bölge İdare Mahkemesi 15. İdari Dava Dairesi tarafından oluşturulmuştur.

Daire, E.2026/197, K.2026/1929 sayılı kararında şu değerlendirmeyi yapmıştır:

"…Davacı hakkındaki kodlama bilgisinin idarece disiplin soruşturmasına dönüştürülmediği, hakkında adli bir soruşturma veya kovuşturma bulunmadığı, ayrıca söz konusu kodlama bilgisinin Merkez Değerlendirme Kurulunca terfilerde esas alınması gereken ve mevzuatta sayılan liyakat kriterleri arasında yer almadığı dikkate alındığında, kodlama bilgisinin tek başına terfiye engel teşkil edecek mahiyette olmadığı sonucuna ulaşılmıştır."

Bu kararın önemli yönü yalnızca davanın sonucundan ibaret değildir.

Ankara Bölge İdare Mahkemesi 15. İdari Dava Dairesi, bu yaklaşımını istikrarlı şekilde sürdürmektedir. Daire, bu içtihadına aykırı karar veren İlk Derece Mahkemesi kararlarını kaldırmakta; aynı doğrultuda verilen kararlar hakkında yapılan istinaf başvurularını ise reddetmektedir.

Asıl Ölçüt: Kodlama Değil, Soruşturma

Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararlarının dikkatle incelenmesi halinde öne çıkan temel ölçütün, Veri Analiz Raporu'nda kodlama bulunması değil; bu kodlama nedeniyle kişi hakkında adli veya idari soruşturma başlatılıp başlatılmadığı olduğu görülmektedir. Nitekim yukarıda değinildiği üzere bu yaklaşım, Yönetmelik'in 20/1-(d) bendinin "devam etmekte olan soruşturma ve kovuşturma" ifadesiyle de tam olarak örtüşmektedir.

Gerçekten de, idare söz konusu bilgileri güvenilir ve ciddi görüyorsa bunları disiplin soruşturmasına veya adli sürece dönüştürmesi beklenir.

Buna karşılık, idarenin yıllarca herhangi bir soruşturma açmaması, buna rağmen aynı bilgileri yalnızca terfi döneminde kişinin aleyhine kullanması hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Ankara Bölge İdare Mahkemesi de esasen bu noktaya vurgu yapmakta; Veri Analiz Raporu'ndaki kodlamaların tek başına bir liyakat kriteri olmadığını, ancak bu bilgiler doğrultusunda başlatılmış devam eden adli veya idari soruşturmaların zaten mevzuatta yer alan değerlendirme kriterleri kapsamında dikkate alınabileceğini kabul etmektedir.

Başka bir ifadeyle Mahkeme;

  • Kodlama bilgisini doğrudan bir liyakat kriteri olarak görmemekte,

  • Ancak bu kodlamanın soruşturmaya dönüşmüş olması halinde artık soruşturma bilgisinin değerlendirmeye alınabileceğini kabul etmektedir.

Kanaatimizce bu yaklaşım hem mevzuata hem de hukuk devleti ilkesine uygundur.

Diğer Bölge İdare Mahkemelerinin Yaklaşımı

Ankara Bölge İdare Mahkemesi ile benzer yönde değerlendirmeler yapan başka Bölge İdare Mahkemeleri de bulunmaktadır.

Samsun Bölge İdare Mahkemesi

Samsun Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E.2025/2580, K.2026/138 sayılı kararında; davacı hakkında Veri Analiz Raporu ve Havuz Sorgu Raporu'nda çeşitli kodlamalar bulunmasına rağmen, bu husus nedeniyle görev yaptığı emniyet birimlerince herhangi bir inceleme veya disiplin soruşturması yapılmadığı, adli makamlarca da herhangi bir soruşturma veya kovuşturma yürütülmediği tespit edilmiştir.

Daire, idarece ciddi görülerek soruşturma konusu yapılmayan veya adli mercilere intikal ettirilmeyen kodlamaların sonradan terfi değerlendirmesinde kullanılmasının hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırı olacağını belirterek istinaf başvurusunu reddetmiştir.

İzmir Bölge İdare Mahkemesi

Benzer şekilde İzmir Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesinin E.2025/3439, K.2026/887 sayılı kararında, davalı idare tarafından Veri Analiz Raporu'nda yer alan birtakım kodlamalara dayanılarak "Terfi Etmez" kararı verilmiş ise de, davacı hakkında bu hususlara ilişkin herhangi bir adli veya idari soruşturmanın bulunmadığı tespit edilmiştir.

Daire, hukuken somutlaştırılmamış ve istihbari nitelikte kalan bu bilgilerin tek başına idari işleme esas alınamayacağını belirten İlk Derece Mahkemesince verilen iptal kararına karşı yapılan istinaf başvurusunu reddetmiştir.

Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi

Aynı doğrultuda Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesinin E.2026/403, K.2026/1007 sayılı kararında da davacı hakkında FETÖ/PDY kapsamında yapılan inceleme ve araştırmalarda örgütle irtibat veya iltisakı ortaya koyan herhangi bir somut bilgi ve belgenin bulunmadığı, bu kapsamda herhangi bir idari işlem tesis edilmediği, adli veya idari soruşturma yürütülmediği vurgulanmıştır.

Bu gerekçelerle İlk Derece Mahkemesince verilen iptal kararı hukuka uygun bulunmuş ve davalı idarenin istinaf başvurusu reddedilmiştir.

Değerlendirme

Bu yazıda yer verilen Bölge İdare Mahkemesi kararlarının tamamı, vekili olarak takip ettiğim dosyalarda verilen 2026 yılına ait kararlardır.

Bunun dışında farklı Bölge İdare Mahkemelerinin de benzer yönde kararları bulunduğu gibi, aksi yönde karar veren dairelerin de mevcut olduğu bilinmektedir. Ancak doğrudan tarafı olmadığım dosyalardaki kararlar üzerinden değerlendirme yapmanın doğru olmayacağı kanaatindeyim.

Bugün itibarıyla söylenebilecek en önemli husus şudur: Veri Analiz Raporu'ndaki kodlama bilgilerinin tek başına polis amirlerinin rütbe terfisine engel teşkil edip etmeyeceği sorunu artık fiilen Danıştay'ın önüne gelmiş durumdadır. Nitekim geçtiğimiz yıldan bu yana bu kapsamdaki dosyalar Danıştay'a taşınmaya başlamış olup, hâlihazırda Danıştay tarafından incelenmektedir. Anayasa Mahkemesinin 27/3/2025 tarihli iptal kararı ve bunu tamamlayan 16/7/2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun'la açılan temyiz yolu, bu incelemenin önündeki usuli engelleri büyük ölçüde kaldırmış ve kapsamını rütbe terfii uyuşmazlıklarını da içine alacak şekilde genişletmiştir. Bu nedenle yakın gelecekte Danıştayın konuya ilişkin uygulama birliği sağlayacak ve uzun yıllardır devam eden farklı yargısal yaklaşımları sona erdirecek nitelikte emsal kararlar vermesi beklenmektedir.

Kanaatimizce, hukuk devleti, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri ile masumiyet karinesi birlikte değerlendirildiğinde; hakkında herhangi bir adli veya idari soruşturma bulunmayan, yalnızca Veri Analiz Raporu'nda yer alan istihbari nitelikteki kodlama bilgilerine dayanılarak polis amirlerinin rütbe terfisinin engellenmesi hukuken isabetli değildir. Bu sonuç, yalnızca genel hukuk ilkelerine değil, doğrudan 3201 sayılı Kanun'un 55. maddesine dayanılarak çıkarılan Yönetmelik'in 20. maddesindeki sınırlı ve "devam etmekte olan soruşturma" temelli değerlendirme kriterlerine de dayanmaktadır. İdare, ciddi gördüğü bilgileri öncelikle mevzuatın öngördüğü usuller çerçevesinde adli veya idari soruşturma konusu yapmalı; soruşturmaya dönüştürülmeyen ve hukuken somutlaştırılmayan istihbari değerlendirmeleri yıllar sonra terfi dönemlerinde tek başına olumsuz bir liyakat kriteri olarak kullanmamalıdır. Aynı örgüt kodlama sistemine dayanan ve kamu görevinden çıkarma davalarında oluşan Danıştay içtihadı dahi, kodlamanın tek başına dikkate alınabilmesini ilgiliye tebliğ, cevap hakkı ve bireyselleştirilmiş değerlendirme şartlarına bağlamaktadır; bu asgari usul güvencelerine dahi uyulmaksızın verilen "Terfi Etmez" kararlarının hukuka uygunluğunu savunmak, mevcut içtihadın kendi mantığı içinde dahi mümkün görünmemektedir.

Burada gözden kaçırılmaması gereken bir başka anayasal ilke de eşitlik ilkesidir (Any. m. 10). İdarenin kodlama bilgisi bulunan personel hakkında soruşturma açıp açmama konusundaki takdir yetkisini, benzer durumdaki personel arasında tutarlı ve objektif biçimde kullanması gerekir. İdare, bir kısım personel hakkındaki kodlama bilgisini soruşturmaya konu ederken, aynı veya benzer nitelikteki kodlamaya sahip başka personel hakkında yıllarca hiçbir işlem tesis etmiyor ve bu kişileri kritik görevlerde çalıştırmaya devam ediyorsa; yalnızca soruşturma açılmış olması dahi, tek başına ve keyfîlik denetiminden bağımsız olarak terfiye engel sayılamaz. Başka bir ifadeyle, "soruşturma var" tespiti idareyi eşitlik ilkesinden bağışık kılmaz; idarenin hangi hâllerde soruşturma açtığı, hangi hâllerde açmadığı da aynı objektif ve tutarlı ölçütlere tabi olmalı, aksi hâlde salt soruşturma açılmış olması da idarenin keyfî ve eşitliğe aykırı uygulamalarını meşrulaştıran bir araca dönüşebilir.

Son olarak, yazının başında Veri Analiz Raporu'nun niteliğine ilişkin yaptığımız açıklamayla bağlantılı olarak, kanaatimizce "soruşturma açılmış olması" dahi tek başına yeterli bir ölçüt değildir. Soruşturmaya konu edilen kodlama bilgisinin, ek bir şart olarak, başkaca bilgi, belge veya tanık beyanıyla desteklenmesi ve kodlamaların kendi içinde sistemli ve tutarlı olması da aranmalıdır. Uygulamada sıklıkla karşılaşıldığı üzere, aynı kişi hakkında farklı tarihli raporlarda birbiriyle çelişen, örgütün kendi kodlama sistematiğine aykırı düşen ya da hangi alt kategoriye karşılık geldiği dahi belirlenemeyen kodlamalara dayanılarak soruşturma açılmış ve bu soruşturma gerekçe gösterilerek terfi engellenmiş olabilir. Böyle bir durumda, ortada şeklen bir "soruşturma" bulunsa da, bu soruşturmanın dayandığı verinin kendisi güvenilir ve tutarlı değilse, idarenin bu soruşturmaya dayanarak tesis ettiği "Terfi Etmez" kararının da hukuka uygun olduğu söylenemez. Bu itibarla, terfi değerlendirmesinde esas alınabilecek bir soruşturmadan söz edebilmek için, hem soruşturmanın fiilen açılmış ve devam ediyor olması hem de bu soruşturmaya dayanak teşkil eden kodlama bilgisinin başkaca delillerle desteklenen, tutarlı ve sistematik bir veri olması gerektiği kanaatindeyiz. Nitekim bu kanaatimiz, yazının ilk bölümünde değinilen Anayasa Mahkemesinin M.E.O. (B. No: 2023/47320) ve D.D. (B. No: 2023/1011) kararlarında (2/4/2026) ortaya konulan güncel içtihatla da örtüşmektedir: Mahkeme, kodlama bilgisinin idari ve yargısal makamlarca yalnızca bir şüphe oluşturduğunu, bu şüphenin ancak başkaca delillerle desteklenmesi hâlinde teyit edilmiş sayılabileceğini; aksi hâlde idarenin -kodlamayı soruşturmaya konu etmiş olsa dahi- yeterli araştırmayı yapıp ilgilinin karşı beyanını almak suretiyle bir sonuca varması gerektiğini benimsemiştir. Aynı ölçütün rütbe terfi bakımından da geçerli olması, evleviyetle beklenmelidir; zira kamu görevinden çıkarmanın olağanüstü ve istisnai rejimi bakımından aranan bu asgari güvence, mevzuatta hiçbir istisnai dayanağı bulunmayan olağan ve tekrarlanan bir personel işlemi olan rütbe terfi bakımından evleviyetle aranmalıdır.

Kaynakça notu: Bu yazıda atıf yapılan Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları ile mevzuat metinleri kamuya açık kaynaklardan (Anayasa Mahkemesi Norm ve Karar Bilgi Bankaları, mevzuat.gov.tr,) doğrulanmıştır. Yazıda adı geçen Bölge İdare Mahkemesi kararları yazarın vekil olarak takip ettiği dosyalara aittir.

info@aydinlegal.av.tr
+90 312 478 00 00

Oran Mah. Kudüs Cad. No:6/1 İç Kapı No:15 One Tower Business Club Çankaya/ANKARA