OHAL Komisyonu Kararı ile Göreve İade Edilen Kamu Görevlilerinde Açıkta Geçen Döneme İlişkin Mali Haklar: Danıştay’a Göre Süre Maaş Ödemesiyle mi Başlar, Anayasa Mahkemesi’ne Göre Açık Ret Olmadan Başlamaz mı?

OHAL Komisyonu kararıyla görevine iade edilen kamu görevlilerine geçmişe dönük maaş ödemesi yapılması, faiz ve diğer mali hak talepleri bakımından dava açma süresini otomatik olarak başlatır mı? Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, eksik ödemenin maaşın yatırıldığı anda öğrenildiğini kabul ederek süreyi bu tarihten başlatan bir yaklaşım benimserken; Anayasa Mahkemesi, yalnızca maaş ödenmiş olmasının diğer alacakların reddedildiğini açık ve öngörülebilir biçimde göstermediğini, bu nedenle bu tür yorumların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ortaya koymaktadır.

Danıştay’ın süre aşımı yaklaşımı ile Anayasa Mahkemesi’nin mahkemeye erişim standardı arasındaki gerilim

OHAL Komisyonu kararıyla görevine iade edilen kamu görevlilerinin en sık karşılaştığı sorunlardan biri şu oldu: İdare, açıkta geçen döneme ilişkin maaşı topluca ödüyor; ancak faiz, ek ders, döner sermaye ya da diğer mali haklar ödenmiyor. Peki kişi, yalnızca bu toplu maaş ödemesinin yapılmasıyla birlikte diğer alacaklarının da reddedildiğini “öğrenmiş” sayılır mı? Sorunun önemi büyük; çünkü buna verilecek cevap dava açma süresinin hangi tarihten başlayacağını doğrudan belirliyor. Danıştay’ın bir içtihadı bu soruya “evet” derken, Anayasa Mahkemesi son yıllarda aynı meseleye daha farklı bakıyor.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 27 Nisan 2022 tarihli, E.2022/24, K.2022/19 sayılı aykırılığın giderilmesi kararında benimsenen çoğunluk görüşüne göre, kişiye açıkta kaldığı döneme ilişkin mali ödeme yapıldığı anda, bu ödemenin içinde faiz veya fiilen çalışmaya bağlı diğer mali hakların bulunmadığı da öğrenilmiş olur. Kurul bu nedenle, sonradan idareye yapılan başvuruları yeni bir alacak talebi olarak değil, daha önce yapılan ödemenin eksik olduğu iddiasıyla yapılan başvuru olarak nitelendirmiş; bu başvuruların İYUK m.11 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, dolayısıyla da dava açma süresinin ödeme tarihinden itibaren hesaplanacağını kabul etmiştir. Bu yaklaşımın doğal sonucu, ödeme tarihinden itibaren 60 gün geçtikten sonra yapılan başvurular üzerine açılan davaların süre aşımından reddedilmesidir.

Bu kararın pratik etkisi oldukça nettir: İdare, kişiye yalnızca maaş ve bazı sabit ödemeleri yatırmış olsa bile, Danıştay çoğunluğuna göre kişi aynı gün faiz ödenmediğini ve diğer mali hakların da kapsam dışında bırakıldığını öğrenmiş sayılır. Böylece süre, yazılı ve açık bir ret işlemi beklenmeden, doğrudan ödeme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Uygulamada birçok idare mahkemesi ve bölge idare mahkemesi de bu çizgiyi esas alarak davaları süre aşımından reddetmiştir.

Ancak aynı kararın karşı oyunda bambaşka bir yaklaşım dikkat çekmektedir. Karşı oyda, kişiye nelerin ödendiği, nelerin kapsam dışı bırakıldığı yönünde yazılı bir bildirim yapılmadıkça, faiz ve diğer mali hak taleplerinin ilk kez ileri sürülen talepler olarak değerlendirilmesi gerektiği savunulmuştur. Bu görüşe göre başvurular İYUK m.10 kapsamında ele alınmalı; dolayısıyla süre, eksik ödeme yapıldığı varsayımından değil, idareye yöneltilen açık talebin reddinden itibaren değerlendirilmelidir. Dahası karşı oy, bu alacakların mülkiyet hakkı ve meşru beklenti boyutuna da özellikle vurgu yapmaktadır. İlginç olan şu ki, Anayasa Mahkemesi’nin sonraki kararları büyük ölçüde bu karşı oy mantığına yaklaşmıştır.

Anayasa Mahkemesi, 8 Şubat 2024 tarihli Osman Vırıt kararında, idarenin hiçbir açıklama yapmadan yalnızca maaşı banka hesabına yatırmış olmasının, başvurucunun diğer mali hak taleplerinin reddedildiğini öngörmesini zorunlu kılmadığını söyledi. Mahkemeye göre ortada yalnızca fiilî bir maaş ödemesi vardır; bu ödemenin, diğer alacakların artık ödenmeyeceğine dair kesin ve açık bir anlam taşıdığı söylenemez. Bu nedenle dava açma süresinin bu varsayıma dayanılarak başlatılması, öngörülebilir olmayan ve aşırı şekilci bir yorum niteliği taşımaktadır. AYM bu yaklaşımın mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi bu yaklaşımı 4 Kasım 2025 tarihli Nuri Kiraz ve diğerleri kararında da sürdürdü. Kararda, başvurucuların hesabına geçmişe dönük maaş ödemesi yapılmış olmasının, maaş dışındaki mali hak taleplerinin reddedildiğini kendiliğinden göstermediği belirtildi. Mahkeme, idarenin yaptığı ödemenin diğer mali hakların daha sonra ödenip ödenmeyeceğine ilişkin kesin bir bilgi içermediğini; buna rağmen derece mahkemelerinin dava süresini bu “öğrenme” anına bağlamasının mahkemeye erişim hakkına orantısız müdahale oluşturduğunu değerlendirdi ve ihlal kararı verdi.

Buradaki temel ayrım aslında teknik ama çok kritik: Danıştay çoğunluğu, ödeme işlemini “eksik işlem” olarak görüp süreyi o anda başlatıyor; Anayasa Mahkemesi ise aynı olguda açık ve öngörülebilir bir ret iradesi bulunmadığını, bu nedenle sürenin sırf ödeme yapılmış olmasına bağlanamayacağını söylüyor. Bir başka ifadeyle Danıştay’ın yaklaşımı usul hukuku bakımından “öğrenme” kavramını geniş yorumlarken, Anayasa Mahkemesi anayasal güvenceler açısından bu yorumu fazla katı buluyor.

Bu nedenle bugün uygulamada iki katmanlı bir tablo ile karşılaşıyoruz. İlk katmanda, idare ve derece mahkemeleri önünde hâlâ Danıştay’ın 27 Nisan 2022 tarihli kararı ciddi biçimde etkili; yani “maaş ödendi, kişi eksikliği o anda öğrendi, süre başladı” yaklaşımı uygulanabiliyor. İkinci katmanda ise, bu nedenle süre aşımından reddedilen davalar bakımından Anayasa Mahkemesi, mahkemeye erişim hakkı yönünden daha koruyucu bir standart geliştiriyor ve özellikle yazılı, açık ve öngörülebilir bir bildirim yoksa ödeme tarihinin tek başına yeterli olmayabileceğini kabul ediyor.

Kanaatimce bu mesele, yalnızca teknik bir süre tartışması değildir. Sorun, idarenin hangi alacakları ödediğini ve hangilerini reddettiğini kişiye açıkça bildirmeden, kişiyi dava süresi bakımından risk altına sokup sokamayacağı sorunudur. Danıştay’ın çoğunluk görüşü idari istikrar ve süre rejimini öne çıkarırken, Anayasa Mahkemesi bireyin öngörülebilirlik beklentisini ve mahkemeye erişim hakkını merkeze koymaktadır. Bu nedenle özellikle faiz, ek ders, nöbet, döner sermaye veya benzeri mali hakların kapsam dışında bırakıldığı dosyalarda, sadece ödeme tarihine dayanılarak süre başlangıcı kabul edilmesinin artık tartışmasız olduğunu söylemek güçtür.

Sonuç olarak, evet: Danıştay’ın “maaş ödemesiyle öğrenme gerçekleşir, süre buradan başlar” diyen açık bir kararı vardır ve bu karar uygulamada kullanılmaktadır. Ancak bunun karşısında, Anayasa Mahkemesi’nin “yalnızca ödeme yapılmış olması, diğer alacakların reddedildiğinin açık ve öngörülebilir biçimde öğrenildiği anlamına gelmez” diyen yeni ve güçlü bir içtihadı da vardır. Bugün bu alandaki en önemli hukuki tartışma, tam da bu iki yaklaşım arasındaki farktan doğmaktadır.