OHAL KHK'sıyla İhraç Edilenlerin İdari Soruşturma Dosyasına Erişim Hakkı: AYM'nin Mustafa Şenol Kararı
Anayasa Mahkemesi (AYM), 17/6/2026 tarihli ve 2020/27856 başvuru numaralı Mustafa Şenol Başvurusu'nda, olağanüstü hâl (OHAL) kanun hükmünde kararnamesiyle (KHK) kamu görevinden çıkarılan bir öğretmenin, kendisi hakkındaki idari soruşturma dosyasına erişim talebinin reddedilmesini inceledi. Karar, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulunun (Kurul) belirli bir kişi grubuna yönelik olarak yayımladığı kategorik/toplu nitelikli bir "İlke Kararı"nın, idari ve yargısal mercilerce somut olayın özellikleri hiç irdelenmeksizin otomatik ret gerekçesi olarak kullanılmasının, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını ihlal edebileceğini ortaya koyması bakımından önemli. Bu yazıda kararın arka planını, AYM'nin kanunilik denetimini ve kararın doğurduğu sonuçları ele alıyoruz.
OHAL Süreci ve Arka Plan
15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün ardından ülke genelinde OHAL ilan edilmiş ve bu dönemde çıkarılan KHK'lerle, FETÖ/PDY başta olmak üzere terör örgütleriyle irtibatlı olduğu değerlendirilen kişiler kamu görevinden çıkarılmıştır (bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25, 56-60). Meslekten çıkarılan bu kişilerin, ihraç işlemlerine ilişkin bilgi taleplerine nasıl yanıt verileceğine dair Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu, 4/8/2016 tarihinde 2016/1 sayılı bir İlke Kararı yayımlamıştır. Bu ilke kararına göre; OHAL KHK'lerinin ekli listelerinde sayılarak kamu görevinden çıkarılan kişilerin bilgi edinme başvuruları — ve ayrıca 667 sayılı KHK'nin 3. ve 4. maddeleri uyarınca kamu görevinden çıkarılıp haklarında idari/adli soruşturma yürütülen kişilerin bu soruşturmalara ilişkin talepleri — 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun 16, 19 ve 20. maddeleri uyarınca kapsam dışı sayılacaktır.
Somut Olay
Başvurucu Mustafa Şenol, İstanbul'da bir lisede matematik öğretmeni olarak görev yaparken, 1/9/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 672 sayılı OHAL KHK'sı ile kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucu, hem kamu görevine iadesi için açtığı davada hem de ihraç işlemine karşı yürüteceği idari ve yargısal başvurularda kullanmak üzere, 22/2/2019 tarihinde Millî Eğitim Bakanlığına (MEB) başvurarak kendisi hakkındaki idari soruşturma dosyasının bir örneğini talep etmiştir. MEB, talep edilen bilgi ve belgelerin Kurulun 2016/1 sayılı ilke kararı gereğince 4982 sayılı Kanun'un kapsamı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle bu talebi 12/3/2019 tarihinde reddetmiştir.
Yargı Süreci
Başvurucunun ret işlemine karşı açtığı iptal davası, Ankara 2. İdare Mahkemesitarafından 27/12/2019 tarihinde reddedilmiştir. Mahkeme, Kurulun 2016/1 sayılı ilke kararına atıfla, talep edilen belgelerin OHAL KHK'sıyla görevden çıkarılmaya ve devam eden kamu görevine iade davasına ilişkin olduğunu, dolayısıyla 4982 sayılı Kanun'un 19. ve 20. maddeleri uyarınca kapsam dışında kaldığını belirtmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. Dava Dairesi, 17/6/2020 tarihinde istinaf başvurusunu, ilk derece mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Nihai karar başvurucuya 27/7/2020'de tebliğ edilmiş, başvurucu ise 25/8/2020 tarihinde AYM'ye bireysel başvuruda bulunmuştur.
AYM'nin Değerlendirmesi
Uygulanabilirlik: Özel Hayat mı, Kişisel Veri mi?
Başvurucu; dosya içeriğinden haberdar edilmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının, dosya içeriğini bilmeden savunma yapmak zorunda kalması nedeniyle de savunma hakkı ve silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. AYM ise olayın hukuki nitelendirmesini kendisi belirleyerek, başvurunun esasen kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı (Anayasa m. 20/3) kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Mahkemeye göre kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir bir kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade eder; yalnızca kimlik bilgileri değil, mesleki durum, disiplin geçmişi, alınan ifadeler ve üçüncü kişilerce verilen bilgiler de kişisel veri niteliğindedir (bkz. Arif Ali Cangı [GK], B. No: 2016/4060, 17/9/2020, §§ 61-64). Başvurucu hakkındaki idari soruşturma dosyası, mesleki durumuna, hakkında ileri sürülen iddialara, alınan ifadelere ve üçüncü kişi bildirimlerine ilişkin bilgiler içerdiğinden kişisel veri niteliğindedir; bu bilgilere erişimin engellenmesi de kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına bir müdahaledir.
Kanunilik Denetimi: Kurul Kararı Kanunun Yerine mi Geçti?
AYM'nin esasa ilişkin değerlendirmesinin can alıcı noktası, müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesi anlamında kanuna dayalı olup olmadığı sorusudur. Kanunilik ölçütü yalnızca ilgili bir kanun hükmünün var olmasını değil, bu hükmün yargı organlarınca yapılan yorumunun ve olaya uygulanışının da bireylerin davranışlarını yönlendirebilecek ölçüde erişilebilir, öngörülebilir ve belirli olmasını gerektirir (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 55; Necmiye Çiftçi ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
4982 sayılı Kanun'un 19. ve 20. maddeleri, idari ve adli soruşturmaya ilişkin bilgi ve belgelerin bilgi edinme hakkı kapsamı dışında tutulabilmesini, ancak somut olayda özel hayata haksız müdahale, soruşturmayı yürütenlerin güvenliğinin tehlikeye girmesi, soruşturmanın güvenliğinin tehlikeye düşmesi veya adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi gibi belirli koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlamıştır. Kanun metninde böylesi bir "kategorik grup istisnası" öngörülmemiştir.
AYM, daha önce benzer bir meseleyi ele aldığı Fatih Tatar ve diğerleri kararında ([2. B.], B. No: 2020/7598, 2/10/2024, §§ 45-60) tam olarak bu noktaya dikkat çekmiştir: idari ve yargısal mercilerin, talep edilen bilgi ve belgelerin 4982 sayılı Kanun'un 15 ve devamı maddelerinde öngörülen istisnalar kapsamında gerçekten kalıp kalmadığını somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı ve gerekçeli biçimde değerlendirmek yerine, Kurulun 2016/1 sayılı ilke kararına atıfla ve otomatik biçimde ret yoluna gitmesi, sınırlamanın kanunda öngörülenden daha ileri bir düzeye taşınmasına ve kapsamının belirsizleşmesine yol açmaktadır. Bu durum, bireylerin bilgi edinme taleplerinin hangi durumlarda ve hangi gerekçeyle reddedileceğini öngörebilmelerini imkânsız kılar; dolayısıyla Anayasa'nın 13. maddesindeki kanunla sınırlama ve öngörülebilirlik şartlarını karşılamaz.
Mustafa Şenol başvurusunda da AYM, derece mahkemelerinin yaklaşımı ile Fatih Tatar kararındaki yaklaşım arasında belirleyici bir fark bulunmadığını tespit etmiştir: Ne MEB ne de derece mahkemeleri, başvurucunun talep ettiği bilgi ve belgelerin hangi kısmının hangi somut gerekçeyle 4982 sayılı Kanun'un istisnaları kapsamında kaldığını ortaya koymuş; bunun yerine doğrudan Kurulun ilke kararına dayanarak kategorik bir ret yaklaşımı benimsemişlerdir. Bu nedenle AYM, mevcut başvuru bakımından da Fatih Tatar ve diğerleri kararından ayrılmayı gerektirir bir husus bulunmadığı sonucuna varmış ve Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir.
Giderim: Yeniden Yargılama ve Manevi Tazminat
AYM, 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamada hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğuna hükmetmiş ve kararın bir örneğini Ankara 2. İdare Mahkemesine göndermiştir. Bunun yanında, ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir — bu tutar, aynı gün karara bağlanan E.C. başvurusunda öngörülen sadece yargılama giderine kıyasla, kişisel veri ihlallerinde AYM'nin daha somut bir manevi zarar tazmini yoluna gittiğini gösteren dikkate değer bir ayrıntıdır. Ayrıca 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama gideri de başvurucuya ödenecektir.
Kararın Pratik Önemi
Bu karardan çıkarılabilecek başlıca dersler şunlardır:
Toplu/kategorik istisna kararları kanunun yerine geçemez. Bir idari kurumun (burada Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu) belirli bir kişi grubunu (OHAL KHK'sıyla ihraç edilenler) tümüyle bilgi edinme hakkı kapsamı dışına çıkaran genel nitelikli bir "ilke kararı" yayımlaması, kanunda öngörülen somut olay bazlı istisna değerlendirmesinin yerini alamaz. İdare ve yargı, her bilgi edinme talebini kendi özgü koşulları içinde ayrı ayrı incelemek zorundadır.
Otomatik ret, kanunilik denetiminden geçemez. Anayasa'nın 13. maddesindeki kanunilik ölçütü yalnızca soyut bir kanun maddesinin varlığını değil, bu maddenin idare ve yargı tarafından öngörülebilir ve gerekçeli biçimde uygulanmasını da gerektirir. İlke kararına atıfla yapılan otomatik ret, sınırlamanın kapsamını belirsizleştirdiği için bu denetimden geçmez.
OHAL sonrası ihraç edilenler bakımından süregelen bir içtihat çizgisi var. Mustafa Şenol kararı, AYM'nin Fatih Tatar ve diğerleri kararında ortaya koyduğu ilkeyi doğrudan takip etmesi bakımından, OHAL KHK'leriyle kamu görevinden çıkarılan ve idari soruşturma dosyasına erişim talep eden çok sayıda kişi için yol gösterici, istikrarlı bir emsal oluşturmaktadır.
Sonuç
Mustafa Şenol Başvurusu, OHAL sonrası kamu görevinden çıkarılan kişilerin kendi idari soruşturma dosyalarına erişim taleplerinin, bir idari kurumun yayımladığı toplu nitelikli ilke kararına dayanılarak somut bir değerlendirme yapılmaksızın reddedilmesinin anayasal sınırları aştığını bir kez daha teyit ediyor. Karar, hem bilgi edinme hakkı hem de kişisel verilerin korunması alanında çalışan hukukçular için, idari mercilerin kategorik istisna uygulamalarına karşı nasıl bir denetim standardının benimsenmesi gerektiğini somut biçimde ortaya koyan güncel bir emsal niteliği taşıyor.

info@aydinlegal.av.tr
+90 312 478 00 00
Oran Mah. Kudüs Cad. No:6/1 İç Kapı No:15 One Tower Business Club Çankaya/ANKARA


